Evet.. Maceramız gerçekten de tüm hızıyla başladı. Lara
artık sıralıyor, jet hızıyla emekliyor, salondaki hangi
çekmece varsa açıp kapatıyor, hangi çiçek varsa ellemek,
dokunmak istiyor; videonun tuşlarıyla oynamaya ve elektrik
prizlerine o küçücük tombul parmaklarını sokmaya çalışıyor!
CISSS’dan hiçbir şekilde anlamıyor; hatta ve hatta o
da bana CIS diyerek karşılık veriyor. Zannediyor ki ona
öğrettiğim anne, baba, anneanne, dede gibi kelimelerin
yanında bir de CIS kelimesini öğretiyorum. Ya da ben öyle
zannediyorum; 9,5 aylık cingözüm beni ayakta uyutuyor.
Ofisteki bahçemizde duran Aysel adlı kedimizi gördüğünde
‘Aysel Gel’ çığılıkları atıyor. İyi ki varsın Aysel; çünkü
Lara onun oynamalarına bakarak bir kase yemeği hapur hupur
bitiriyor.
Annelerimden gelen e-mailler beni daha da korkutmaya
başlıyor: ‘Şebnem hn. En zor döneme girdiniz!’
Mailler genelde bu cümleyle başlıyor. Ama Allah’tan bu
başlığın hemen altında o kadar çok tavsiye geliyor ki,
imdadıma onlar yetişiyor. Eee.. her zaman söylerim: Tecrübe!
Yaşayarak öğrenen insan, herkesten daha iyi bilendir!
Sadece Lara’daki bu enerji kaynağını merak ediyorum.
Saaatlerce hiç yorulmadan sehpanın etrafında
sıralıyabiliyor. Artık bizim başımız dönüyor, uykumuz
geliyor, yatağa pestil gibi kendimizi atıyoruz; ama Lara
yılmıyor. Gece 12’lerde uyuyor. Annelerimden Melda Akgün’ün
bana gönderdiği e-mailde olduğu gibi, bende onu 2 saat
dışarıda gezdirip tozduruyorum ama Lara banamısın demiyor.
Bu ilkbahar da bütün millet bahar yorgunluğundan sürekli
uyku halinden hayıflanıp dururken, Lara sanki doping
almışçasına koşturmaya devam edebiliyor. (Aman tabii Allah
bozmasın en başta Allah sağlık sıhhat versin..)
Ne kadar çabuk büyüdüğünü düşünüyorum. Gözlerim doluyor. 2
ay sonra Lara’nın 1 yaşına basacağına bir türlü
inanamıyorum. Daha geçen sene bu aylarda hamileliğimi, onun
karnımdaki tekmeleyişlerini düşünüyorum. Nasıl da çabuk
geçiyor zaman? Şimdi benim prensesim (aslında küçük bir
cadı!) kocaman olmuş, oyuncaklarıyla oynuyor. Bu arada
oyuncak dedim de; bildiğiniz bebek oyuncakları değil tabii
bunlar! Çünkü; Lara’nın oyuncakları,
* Kumandalar
* Telefonlar
* Hesap makinesi
* Boş kutular
* Rimelim
* Allığım
* Rujum (Bunların kutularına ve kapaklarına bayılıyor
onlarla konuşuyor!)
* Tüylü terliklerim
* Dergiler (Sanki kırk
yıllık dergi okuyucusuymuş gibi sayfaları bir çeviriyor, bir
dikkatli bakıyor, görmenizi isterim)
* Ve.. sehpanın alt gözündeki tüm albümler.. (bakmaya
bayılıyor tabii hepsini yırtmak istiyor)
Hanımefendi onlarca oyuncağı arasından bunları tercih
ediyor. Babası her ne kadar abartıp Barbie’ye kadar almış
olsa da, bu oyuncakların suratlarına sadece 5 dk. bakılıyor
o kadar. Ama görseniz örneğin Mothercare’e girdiğimizde
küçük cingöz kendine oradan bir oyuncak seçip, almamız için
kıyametleri kopartıyor ama eve geldiğimizde oyuncak bir
kenara atılıyor.
Tüm çocuklar yaşıyorlar bu süreci biliyorum. Hatta
annelerimle konuşup e-mailleştiğimde küçük dilimi yutacak
muzurluklarla bile karşılaştığım oluyor. Bunun için
doktorumuz Alev Özçelik’in bana ilk uyarısı, ‘ilk iş
olarak banyodaki tüm deterjanları kaldır’ oldu. Her ne
kadar Lara’yı emeklerken ve sıralarken asla yanlız
bırakmasam da, bu uyarıyı dikkate alıp hepsini kaldırdım.
Annelerimden bir tanesinin henüz yeni yürümeye başlamış olan
14 aylık oğlunun çamaşır suyunu kaşla-göz arasında açıp
içmeye çalıştığı aklıma geldi çünkü..
Kim bilir nelerle karşılaşacağız seninle Lara.. Sen yeter ki
iyi ve sağlıklı ol annecim.. Ben herşeye razıyım..
(Bu arada, Maxi Cosi'deki
olaydan sonra Lara'ya hemen bir oto koltuğu aldım. Bence 9
aylık olmadan (tabii doktorunuza danışarak) bu oto koltuğunu
almak lazım. Çünkü çok çok daha güvenli.)
Şebnem
Binatlı Türer
18 Nisan 2006
Yazarımızın önceki yazılarına ulaşmak için
Tıklayın
Yazarımıza yorumlarınızı ya da mesajınızı göndermek için
Tıklayın
< Geri
Dön