20 Haziran 2006.. Bugün Lara’nın doğumgünü. Benim küçük
meleğim, öpmelere kıyamadığım birtanecik prensesimin 1. yaş
doğumgünü..
Ne çabuk geçiyor zaman değil mi? Koskoca bir sene... Daha
geçen gün bu sıralar karnım burnumda dolaşıyordum etrafta. O
henüz karnımdayken doğduğunda nasıl olacağını tahmin bile
edemiyordum. Lara’yı kucağıma getirdikleri anı bugün gibi
hatırlıyorum. Onun o tarifi mümkün olmayan kokusunu ve
teninin sıcaklığını hissedebiliyorum. Hala, kucağıma ilk
aldığım an, bana o kocaman gözleriyle bakışını
görebiliyorum. Küçük oburumun süt emebilmek için ağzını
nasıl kocaman açtığını ve arandığını gözümden yaşlar akarak
hatırlıyorum. Eve geldiğimiz o ilk günkü heyecanımızı, ilk
yıkayışımızı, ilk dişinin çıktığını gördüğüm anı, ilk adım
atışını büyük bir haz alarak anıyorum. Bundan daha güzel ve
daha büyük bir zevkin olmadığına inanıyorum. Ondan önceki
hayatımla ondan sonraki hayatım arasındaki farkı
anlatabilecek kelimeler bulamıyorum. İyi ki doğurmuşum
diyorum.. İyi ki var hayatımda..
En kolay zamanları bu zamanlar denildiği hala kulaklarımda.
Bir ayaklansın da sen o zaman gör! O zamanlar çok
şaşırıyordum bu sözlere. Düşünsenize.. 2 saatte bir emen
memeden dolayı bitkin ve uykusuz dolaşan ben, bunun nasıl
olup da en kolay zamanları olduğuna bir türlü inanamıyordum.
Evet şu anda görüyorum ve yaşıyorum. Evet.. gerçekten de o
zamanlar en kolay zamanlarıymış. Yatır yatağına uyusun..
Yatır yatağına oyuncaklarıyla oynasın.. Peki ya şimdi? 1 tek
saniye.. bir an.. yalnızca bir an boş bıraktığında neler
olduğunu yaşayarak öğreniyorum. Halıların püsküllerini
yalayışını, evdeki kabloları ısırışını, çekmeceleri açarak
içindeki herşeyi yerlere boşaltışını bir panter gibi üzerine
atlayarak önlemeye çalışıyorum.. Önleyebiliyor muyum? Hayır!
Yeni yürümenin verdiği heyecanla evin her köşesini
dolaşışını, her küçük deliğe girmeye çalışışını, çamaşır
makinesinden çamaşırları çıkartışını hayretle izliyorum.
Peki ama soruyorum!!! Bu daha ne kadar devam edecek?
Mutfaktaki patates ve soğanları salonun ortasına getirmesine
ne diyorsunuz? Allah’tan evdeki yardımcımız duruma hemen el
koyuyor. Lara’nın talan ettiği evi ben çıldırmadan
toparlıyor.
Geçen gün gördüğümün gerçek mi, yoksa bir halisülasyon mu
olup olmadığı konusunda karar veremedim. Sonra da Lara bana
kamera şakası mı yapıyor diye düşündüm. Lara’ya hevesle
aldığım pembe, süslü mü süslü terliklerin uçları yenmiş!
Yanlış duymuyorsunuz, iki kere okumayın..Uçlarındaki pembe
lastiğimsi ve şeker kokulu bölüm yok!
Onlarca diş kaşıyıcısı, onlarca oyuncak bir yanda... Azı
dişlerimiz patlamak üzere ya.. hanımefendi eline ne geçerse
dişlerini kaşıyor ve kaşırken de yiyiyor. Evde ağza
atılmadık, ısırılmadık hiçbir yer ve cisim kalmamıştır
herhalde.
Sanırım hemen her çocuk bu süreçten geçiyor. Bizimki henüz
tencere tavayla oynamıyor..Şu andaki hobimiz obje yemek de
ondan!
Ah, tabii unutmadan
çok büyük bir zevk alarak oyun oynadığı bir yer var tabii.
Annesinin mağazası! İçerideki onlarca pembe-mavi obje onu
çıldırtıyor. Ona ait olan sepetin içindekileri boşaltıp
boşaltıp dolduruyor.
Böyle büyüyecekler büyümesine de, benim bu sürekli hoplayan
kalbim ne olacak bilemiyorum.
Şebnem
Binatlı Türer
20 Haziran 2006
Yazarımızın önceki yazılarına ulaşmak için
Tıklayın
Yazarımıza yorumlarınızı ya da mesajınızı göndermek için
Tıklayın
< Geri
Dön